23.5 C
İzmir
20.2 C
Istanbul
18.5 C
Ankara
Samstag, September 19, 2026 1:30:36
Start Ocak Yazarları Sesimizi duyan yok mu?

Sesimizi duyan yok mu?

5
19

Kadınların insanlık tarihinden beri eril zihniyetle sorunları oldu, hep olacak. Ancak durum bu tarihte olduğu kadar hiçbir tarihte vahim hâle gelmemişti. Her sabah bir kadının babası, ağabeyi, eşi, kardeşi ya da sevgilisi tarafından ruhsal, fiziksel tacize uğradığı ardından da öldürüldüğü haberleri ile sarsılıyoruz.

İslam hem kadını hem de erkeği eşit statüde kabul edip kadınlara birçok alanda hak ve özgürlük kazandırmıştır. Hem ailede hem de toplumsal alanda statüsü yükseltilen kadın birçok alanda söz sahibi olmuştur. Sonradan ataerkil anlayış ve sosyal, kültürel, siyasi şartların tesiri yeniden kadınların konumunda gerilemeye neden olmuştur.

Osmanlı’da da hakeza aynı şekilde devlet yönetiminde dahi söz sahibi olan birçok Valide Sultan vardır.

Ardından Cumhuriyet’in ilânı sonrası ulu önderimiz Atatürk ilk kez bir devrim niteliğinde yenilik gerçekleştirdi ve Türk kadınına siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesini sağladı. 

Atatürk, ileri görüşlü ve aydın fikirli bir devlet adamı olduğu için kadını yok sayan, yadsıyan erkeklerin olduğu bir ülkede Türk kadınına böyle bir imtiyaz tanıyarak ona ne kadar değer verdiğini de birinci elden tüm dünyaya ilan etmiş oluyordu. Böylelikle kadınlar özgürlük çerçevesini genişletmeye başladı. Ancak bu yeterli miydi? Elbette değildi.

Dünya ve Türkiye bilim, sanat, siyaset, teknoloji, eğitim, bilişim ve diğer alanlarda ışık hızı ile ilerlemeye devam etse de yüzyıllardır DNA’lara kazınmış olan eril bakış açısının kadın üstünde kurmuş olduğu tahakkümün tahtı sarsılmış olsa da değişmedi.

Çocukluktan itibaren annesi babası tarafından ‘’ağam, paşam’’ diye sırtı sıvazlanarak yetiştirilen her erkek büyüdüğünde her beğendiği kadından şehvet duyguları kabardığı anda arzuladığı her duygu, düşünce ve eyleme anında karşılık alabileceğini zannedebiliyor.

Erkek olduğu için her hatası geçiştirilen, her yanlışı pışpışlanarak büyütülen ‘’evimizin prensi’’ gün geliyor mürekkep yalasın, yalamasın kadınları kolay lokma sanan bir playboya dönüşebiliyor. Playboyumuzun bir de psikolojik sorunları varsa, psikopatsa, dürtü kontrol bozukluğu varsa, ne bileyim orası benim alanım değil; cinnete meyilli bir manyaksa istediği olmuyor diye bizi ortadan ikiye yarıp bir çöp konteynırına atıp kurtulabileceğini zannedebiliyor.

Bu ülkede kadın, birkaç yıldır birçok erkek için yakın çevresindeki erkek kimse ondan, kafasını biraz yukarı kaldırsa anında bir balyozla haddi bildirilen bir cadıya dönüşüverdi. Erkekler bilinçaltlarında geliştirdikleri ‘’kral benim’’ imajının bir yansıması olarak kadınları canı çekince bir köle misali çağırıp almak, sıkılınca sanki canımız acımayacakmış gibi bir tarafa fırlatıp atmak istiyor.

Kadını hep kendinizin bir yansıması ya da gölgesi gibi görmek istiyorsunuz. Ama biz hayal değil gerçeğiz ve kanımız, canımız var. İliklerimize kadar acı çekiyoruz. Ve bu ülkede en sevdiğimiz dediğimiz kişiler tarafından birer birer vahşice katlediliyoruz.

Tüm siyasi partileri görevlerini yerine getirmeye çağırıyorum.  Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı Danışma Kurulları yok mu? Akil insanlar neredeler? O meclise bizi öldürmek için değil yaşatmak için girdiniz.  Bunca zulme bu kadar sessiz kalarak kötü ruhlu insanlara adeta ‘’Siz işinize devam edin.’’ der gibisiniz. 

Özellikle AK Parti Hükümeti bugüne kadar aldığı oylara en büyük katkıyı kadın kollarının perde arkasındaki azimli çalışmalarına borçlu iken kadın cinayetlerine bu kadar duyarsız kalmaları inanılır gibi değil. Kadına yönelik şiddete dur diyecek bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin bile bir türlü meclisten geçirilemeyişi ve tüm milletvekillerinin mutabakat halinde olamayışı insanı hayretler içerisinde bırakıyor.

Oysa iki hafta önce Cumhurbaşkanı’nın kızı Esra Albayrak’a sosyal medyadan hakaret eden bir zanlı birkaç saat içinde tutuklanıp cezaevine konulmuştu. Ondan önce HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a sosyal medyadan ağza alınmayacak şeyler söyleyen biri aynı şekilde cezasını buldu.

Demek ki istenilince çok kısa bir sürede işler neticelenebiliyor. Bizi insan yerine koymanız için bir yerlerde dayımızın mı olması gerekli?

Ayrıca şöhretli isimlerin hayatlarındaki kadınlara yaptıkları şiddetin de medya tarafından sabah akşam böyle ballandıra ballandıra yayımlanmasının da halka kötü örnek olduğu kanaatindeyim. Adam zaten psikopat kendi kendine diyor ki ‘’Bak Ozan Güven bile sevgilisini dövüyor. Ben niye dövmeyeyim?’’, sinirlenince çakıyor bir tane. Naçizane fikrim bu tarz olaylarda yayın yasağı gelmeli.

Artık tek bir kişiyi dahi kaybetmek istemiyoruz. Yıllardır süren bu vahşete bir dur demenin vakti geldi de geçiyor. Soruyorum size, daha kaç Pınar, Münevver, Özgecan, Emine, Şule bir cani tarafından yaşamdan koparılacak?

Ümitsizce bir kez daha soruyorum:

Sesimizi duyan yok mu?

Vorheriger ArtikelToplumun bir parçasıyız, peki toplum içinde özgür müyüz?
Nächster ArtikelSerbest Kürsü: Dertlerimize bakın, bir de konuştuklarımıza… Aklımızı kullanmadığımız için mi?
Aysun Saygı Köknar
İstanbul’da doğdu. Yeşilköy 50. Yıl Lisesi’nden mezun olan yazarımız aynı yıl Eskişehir İşletme Fakültesi’ne kaydını yaptırırken hiç zaman kaybetmeden iş hayatına atıldı. 1997’de gazeteci Erhan Köknar ile evlendi. 2002’de biricik kızı Dilara Köknar’ı dünyaya getirdi. Yaşama ve ölüme karşı hiç bitmeyen bir ilgi ve öğrenme arzusu ile dolu olan yazarımız yazarlık, yaratıcı drama, psikoloji, diksiyon, sanat tarihi, fotoğrafçılık alanlarında birçok sertifika programını bitirdi. Prof. Dr. Adnan Çoban ile birlikte Müzik Terapi adlı TV programını hazırlayıp sundu. Ardından çeşitli sağlık kurumlarında koordinatörlük ve halkla ilişkiler görevlerini yürüttü. 2013 yılında Alfa Yayınlarından çıkan “Beni karınca kadar seviyorsan” isimli romanıyla edebiyat dünyasına adım attı. Türk Sanat Musikisi ile yakından ilgilenen Aysun Saygı Köknar halen Bahçeşehir Musiki Derneği’nde korist olarak görev yapıyor. Ege dansları, latin ve sirtaki yapmayı seviyor. “Deli gömleğim” adlı bloğunda hayata dair notlarını yazarken gazeteci yazar Fehmi Koru’nun daveti üzerine haber, yorum ve düşüncelerini Ocak Medya okurları ile paylaşmaya başladı. Kısa bir aranın ardından Sinan Eskicioğlu yönetiminde yeniden yapılanan Ocak Medya ailesine geri döndü. 7 senedir Şekspir Paşa isimli tekir cinsi bir kedinin anneliğini yapıyor.

5 Kommentare

  1. Aysun hanim! Kadınların Erkekleri suçlamaya hakkı yok…
    Hatta erkekleri en son suçlayacak kesim varsa o da biz kadınlarız.
    Erkeğı kadın doğurup büyütiyor..
    Kadınlar önce doğurdukları erkek evlatlarını kadına saygı ve sevgi duygularį ile yetiştirmesi gerekirken.
    Bizim analar kızlarını erkek evlatlarına hizmet ettiriyor.
    Kız evladı severse ahlaksız erkek severse el kiri diyen bir toplumude gene kadınlar
    yetiştiriyor.
    Maalesef kadınlar erkek evlatlarını de koruyamiyor.
    Askerlik hizmeti altinda istisnalar ve torpilliler harıç; Askerlik yapan erkeklerin genelde pisikolojileri alt üst oluyor ve buda ömür boyu devam ediyor.
    20 yaşında adeta çile çekmeye gidiyorlar bir taraftan savaş bir taraftan komutanlar gençleri ya fizikal yada zihinsel sakat edip gönderiyorlar.
    Aslında kadınlar bir araya gelebilse ve siyasetçileri savunmak yerine onlardan hesap sorsa; Tıpki kediyi küçük gören aslani kedinin
    parçalamasi gibi. hepsini hizaya getirirler,ama!
    Dedim ya bizde bu tip birleşme mümkün değil.

  2. Aysun Hanim, tekrar yazmaniza cok sevindim! ama icimiz de buruk..

    NUrdan hanim, yorumunuza baktigimda kötü niyetli olmadiginizi görüyorum ama lütfen burda da tek suclu olarak kadinlari ilan etmeyin. Iktidara bakin, politikaya bakin, makam mevki, elinde güc bulunduranlara bakin, hep erkek, genelde bagnaz kafali, yada modernim dese bile, kadinlari ikinci planda gören erkekler var.
    Elbette cocuk egitimindeki büyük pay yine anne de, ama bu da gittikce degisen bir durum, cünkü daha fazla calisan kadin var.

    Yeni nesil kadinlarimiz eski rolleri yasamak istemiyorlar, ve buna alisik olmayan erkekcikler de – belki de kendi anne yada eslerinde gördükleri itaatkarligi (!) görmek istiyorlar – Aysun hanimin dedigi gibi, „tahtlarindan“ olmak istemiyorlar.

    Yani mutlu huzurlu kadin erkek ayrimi yapmadan yasanilamaz mi? Neden illa bu iki cinsiyette takilip kaliyoruz, kaldi ki ufacik biyolojik bir farki, toplumsal olarak, bir araya gelemeyen daglar gibi büyütmüsüz.
    Dünya nüfusunun yarisi kadin, yani uzayli falan degil. Istenilen insan gibi yasayabilmek, ve korkunc olan soru da bu zaten, insan gibi, esit bi sekilde yasayamaz miyiz?
    Cok aci..

  3. Sayın Sanshine! Ben 2 erkek evlat büyütüm! Kızım yok ama şu an 4 kız torunum, 5.de yolda. 2’de erkek torunum var.
    Büyük oğlum 40 gülüktu Askeriyede işe başladım.

    Ilk günü kendi kendime sõz verdim ve Allaha şöyle yalvardım „ALLAHIM“ benim gücüm evvala senin yardımınla sadece kendi oğlumu bu C… ellerine teslim etmemeye yeter.
    Sen bana ve benim görmeme vasile olduğun gibi diğer Analarında görmesine ve evlatlarına sahip çıkmasını nasip et.
    O Erlerin neler çektiklerine ve nasıl sopa yediklerine şahit oldum.
    Erleri o zalimlerin elinden defalarca kadınları ayaklandırarak kurtardık… benim gördüklerim o erlere gizli yapılanların , yanında devede kulak dahi olamaz! Birde görmediklerimiz düşüe biliyormusunuz.
    Bir ara askerler anlatiyor diye bir site vardı ben şahit olduğum bir olayı oraya yazdım 6 ay en çok okunan liste başı olmuştu.
    Türkiyede er olarak askerlik yapmış Erkeklerin genelinde sinirsel bozukluklar var, + anneler kadınların özel hallerini oğullarına öğretmiyorlar.
    Genelde kadınlar bazı özel halleri nedeni ile normal olmazlar sitresli ve sinirli olurlar. Anneler bunu erkek evlatlarına anlatmalari gerek, ben şimdiye kadar bunu yapan hiç bir anneye rastlamadım.
    Askere gõnderirken eğlence yapiyorlar oynaya güle gönderiyorlar. Çocuk teslim olur olmaz canavara dahi yapılmayan muamele ile karşılaşiyorl.
    Peki sadece bunlarmi sorunlar tabiiki hayır.
    Bugün bir sitede Çillerin oğlunun eşini nasıl dõvdüğünü falan okudum.
    Bence o Tansu Çillerde öğlûna sahip çıkamamış.
    Para, servet, okutma gençleri mutlu etmediği gibi fakirlikte mutsuz etmez.
    Büyük oğlum Allah hayırlı uzun ömürler versin 1 ay sonra 43, yaşına küçük oğlum 3 ay sonra 40 yaşlarına girecek, ben halen daha onları bebekliklerindeki gibi kucaklayıp sevip öpiyorum.
    Onlara Kadınların bütün pisikolojik hallerini ve normal hallerini öğrettım.
    Onlarda kızlarına erkeklerin iy ve kötü taraflarını anlatiyorlar.

    Bizde! Birde mahalle baskısı aman el ne der! Benim için bacım kızım anam õnemli el değil dokunan babamda olsa dünyai ayağa kaldırırım.

    Kadınlar her yönden Güçlü olmak zorunda, çünkü Sağlıklı toplumların yolu doğru eğitimden(TAHSIL değil) geçer.

  4. Sevgili Nurdan Hanım;
    Yorumunuz ve hayatınızdan kesitleri bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Kadın Cinayetleri meselesini hep birlikte el ele vererek ancak çözebiliriz. Sevgi, saygı ve hürmetlerimle.

Kommentarfunktion ist geschlossen.