Sizi anlamadık, anlamadılar… Tam bağımsızlık neydi? Şimdi anladık

5

TAM BAĞIMSIZLIK NEYDİ? ŞİMDİ ANLADIK

“Tam Bağımsızlık” neydi? Bir ülkenin, dâhili ve harici fikir alma konusunda dışa bağımlı olmadan kararlar almasıydı. Elbette ki bu kelimeyi bu kadar sığ bir şekilde değerlendiremeyiz ancak konunun ve yazının akış şekline bakıldığında bu konuda, bu kadar sığ tutmam konusunda hak vereceksiniz.

Bundan yıllar önce üç tane genç fidan darağacına götürülürken son sözleriydi bunlar; “Tam bağımsızlık…”

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan…

Nedense şimdi bu “Tam Bağımsızlık” termini o dönemler bu üç fidanın koparılması için mecliste el kaldıran partilerin devamı niteliğindeki organların diline dolanmış durumda. Bundan 50 yıl önce “Tam Bağımsızlık” dersen “Anarşist” oluyorsun ama bugün dersen “Milli – Vatansever hatta Milliyetçi” oluyorsun. Ne değişti? Ne farklılaştı? Hükümet yayın organlarına ve ona yakın topluluklara bakıldığında hepsinin ağzında; “Tam Bağımsızlık…”

Ben biraz daha açayım; “Tam Bağımsız – Özgür ve Emperyalizme karşı mücadele eden”

Bunu demek için gerekli kültür ve alt yapıları olmadığı için “Tam Bağımsız” demekle yetiniyorlar…

“Emperyalizm” dersen “Anarşist” olabilirsin. “Özgür” bu zaten zinhar yasak bir kelime. Ama “Tam Bağımsızda” sorun yok. Lümpen bir yaklaşım bu. Hem de katıksız hem de %100…

50 yıl önce birileri bunu dedi ve siz onları astınız. Farklı bir şey dememişlerdi oysa. Tek diledikleri “Tam Bağımsızlıktı” aynı şuan sizin istediğiniz gibi. Belki de yanlış zamanda, yanlış yerde ve hatta yanlış kişilere söylediler bunu. Kimse bilemez. Ama dediler ve öldüler. “Gençliklerinin baharında…” , “24 yaşında kendilerini Tam Bağımsız Türkiye yolunda feda ettiler.” Bugün sizler bunu propaganda yaptınız ve hiçte erinmeden! Utanmadan!

Bugün “Tam Bağımsızlık” kelimesinin önemini bir kez daha gördük. Nerede? Azerbaycan – Ermenistan arasında imzalanan “Ateşkeste”

Sergey Lavrov çıktı ve dedi ki; “Yeter! Sıkıldım sizin bu kavganızdan! Gelin buraya!” Ve iç ve dış kaynaklarla Rusya’ya göbeğinden bağlı olan iki ülke paşa paşa geldiler masaya. “Bundan sonra kavga dövüş istemiyorum. El sıkışın bakayım” dedi. Ve oldu. Ateşkes imza edildi. 10 saatlik bir görüşme sonunda.

Önceki yazımda yazdığım; “Azeri kardeşlerimiz umarım masada kaybetmezler” sözüm çıkmadı ve masada kaybettiler. Önde götürdükleri, açık ara kazanacakları savaşı birileri “Höyt” dedi ve masaya geldi. İmza attılar. Kaybettiler.

Sorun neydi?

Azerbaycan Hükümetinin dirayetsizliği mi? Hayır.

Yeteneksizliği? Hayır.

İş bilmemezliğin? Hayır.

Azerbaycan’ın dışarıdan Rusya’ya bağımlı olması ve “bağımsız” olmaması, olamamasıydı. Göbeğinden bağlanmışsın. Adam “höt” dese verecek cevabın yok. Neden? Bağımlısın ona… İşte sonra böyle önde götürüp, kazanacağım bir savaşı bu şekilde tatlıya bağlarlar. Boynunu büker kışlana dönersin.

Bu en çok Ermenistan’ın işine yaradı. Zaten tarihleri boyunca doğru düzgün bir devlet oluşturamamış bir topluluk SSCB dağılmasıyla kendi “pilot” topraklarına “karakol” mahiyetinde ki bölgelerine kavuşunca şımarmaları çok normaldi. Aslanı değnekle dürttüler. Aslan ısırdı. Ve canları yandı. Sonra “Yandım anam” diyerek önce Rusya’ya, sonra AB’ye hatta ABD’ye kadar çığlıklar attılar. Ne kazandılar? Kaybedecekleri bir savaş sonucunda elden avuçtan gidecek topraklar onlarda kaldı. Ne kaybettiler? Hiçbir şey. Azerbaycan ne kaybetti? Karabağ’ı…

Buna “Hayır! Saçmalamayın! Olur mu öyle şey!” diyemez miydi Azerbaycan? Evet diyebilirdi. Derdi. Ama sonra neler olurdu? Rusya tarafından ambargolar, dayatmalar, iç karışıklıklar hatta darbeler. Bakınız Beyaz Rusya örneğine. Azerbaycan ne yazık ki bunu diyecek güçte değildi. Keza bizde değiliz. “Al rahibi ver papazı” dediğimiz günlere bakın. Rahibi verdik, papaz nerede? Yok… Çünkü neden? Bizde tam bağımsız değiliz… Her ne kadar “boş meydanlarda” naralar atsak bile. Azerbaycan’da öyle. Masa da önlerine ne koyulursa koyulsun imzalamak zorundaydı. Öyle de yaptı. Suçlu kim? Suçlu yok. Yanlış var.

Yanlışta; “Tam bağımsız, özgür ve emperyalizme karşı mücadele eden” insanları asmaktı… Biz yaptık, Azerbaycan yaptı ve şimdi başımız önde, ne papazı alabiliyoruz ne rahibi vermemezlik edebiliyoruz. Ne önümüze koyulanı yırtıp atabiliyoruz ne de “Hadi oradan” diyebiliyoruz.

5 YORUMLAR

  1. Bağımsızlık özgürlük dediğinde sen başka birşey demek istiyorsun diyorlar.
    Hayır, birşey diyorum: tam bağımsızlık, başkasının özgürlüğü nün başladığı yere kadar tam özgürlük.
    Papazı getir, maçayı götür, bu herşeyi çözecekse yarın yap.
    Sorun kişilerde değil, zihinlerde,
    Boruda, havada, gazda.
    Yarın at füzeleri yok et bir milleti!
    Bazan diyorum ki, gerçekten bir gün tüm bu millete dejavu türü şeyler yasatacaksın Allahım, tez yaşat. Yoksa kendi kendilerini helak edecekler yoksa.

    • millet kendisinin cihana nizam vermesini sağlayan tüm değerlerine yabancılaşmış, ” ver papazı karıyı kızı bacağı kolu ne varsa al götür, yeterki papazı bize ver” histerisine tutulmuş. papaz dediği de bir milleti millet yapan tüm değerleri öğütleyen birisi olmasa ne haliniz varsa görün deyip terki diyar edeceğim.

      • Bizdeki de talihsiz şansı, elin gavurrunun rahibinden mezarcısına ülkem de ülkem, trampım putinim kralicem der önüne yatarlar,
        Bize düsen paapazda milleti ayartır, ülkeyi batırmaya, başkalarına peşkeş çekmeye çalışır.
        Elbet birgün talih bize de güler, güler inşallah.
        Demokrasi, üretim kalkınma çağdaş bir yaşam en ileri eğitim düzeyi..
        Y.yıllar önce reform rönesans satan ülkeler, bizden almak için onlar bize gelirler.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here