20.7 C
İzmir
19 C
Istanbul
15.6 C
Ankara
Freitag, September 18, 2026 9:17:24
Start Kültür/Sanat Ton Meselesi

Ton Meselesi

0
354

Hava rengini kaybetmişti. Bir sabah kalkıp camdan dışarı baktığında, gerçeklerin hayâl ürünü olduğunu sandı; bir algı ki, etrafa bakarken bile içine sorgulamak düştü usulca. Sisli gerçeklerin perdesinin ardında beklersin bazen, gri bir boşlukta.

Hava mı o, yoksa evin sana yansıttığı duvar mı? Duvar sen, sen duvar. Gri sen, sen gri…

Oraya baktığında gördüğün aslında kendindir. Her şeyi aynı tona indirgemişti renk; renk olduğunu sandığın şey. Ne gökyüzü mavi kalabiliyordu ne de sabahın umudu. Sanki bütün renkler yavaş yavaş çekilmişti içlerinden; geriye sadece belirsiz bir duvar, ince bir sen kalmıştı.

Duvarı aralamak istedikçe sen daha da derinleşiyor, insanı kendi grisinin içine hapsediyordu. O gri, dışarıdan değil; içeride bir yerlerde, ağını yakalamak için bekleyen bir balıkçıydı. Oltaya takılan balık gibi çırpınıyordu içeride.

Ruhun en sessiz köşelerinde biriktirdiğin toz şimdi etrafta bir bulut gibi sürükleniyordu. Yavaşça yayılıyor, her duyguyu aynı soluk tonlarla boyuyordu. Sevinç bile renksizliğe çalıyor, hüzün ise varlığını sürdürmeye devam ediyordu.

Sorunun havada olmadığını ne zaman anlayacaksın? Dedi içinden bir ses. Mesele ruhunun tonlarında gizli belki de, diye ekledi. Çoktan gözlerine yerleşmiş olan renkler, oradan dünyaya sızıyordur sen fark etmeden.

Dünya sessiz ve sakince griye boyanıyordu. Kendi dünyanın tonlarında boğulmak, çırpınmak; çaresiz ve ellerin bağlı bir deli koltuğunda oturmak çok da imkânsız değildi.