Veysi Dündar Korona Söyleşileri – Emin Şirin: “Ortaya çıkan belgeler bu işin bir laboratuvar imalatı olduğunu gösteriyor”

1

Veysi Dündar ‘Korona Söyleşileri’ kapsamında sorularını Emin Şirin’e de yöneltti.

Veysi Dündar (VD): Türkiye 21 Mart 2020 itibariyle sizce dünyanın neresinde? Korona’yı Türkiye’nin dünyadan kopuşunda bir son, dünya ile tekrar ilişki kurmada milat olarak görmek mümkün mü?

Emin Şirin (EŞ): Türkiye nerede diye sorulduğunda Türkiye hakikaten kuzey ile güneyin, doğu ve batının, bilim ve dinin sosyolojik olarak ileri gerinin her yerin ortasında sıkışmış bir yerde.
Türkiye’de benim 2010’lardan beri gördüğüm hatta baştan beri işaretlerini aldığım, AkParti’den de istifa etmeme sebep olan Türkiye’nin kendi inisiyatifini kaybettiği bir durum var.
2013-2015 yeni Ortadoğu tanzim edilirken, yeni dünya düzeni kurulurken, inisiyatif alması istenmeyen biraz da paralize edilmiş bir ülke durumunda.
Türkiye’nin durumu hakikaten bugünkü yönetim tarzı için de çok zor.
Bugünkü yöneticilerle zor.

VD: Korona’nın kökeninde Çinlilerin yeme tercihleri olması üzerine konuşuldu. Kurani olarak da bakıldı bu konuya. Böyle bir yaklaşımın tutarlığından söz edebilir miyiz?
Gerçekten de insanlar yarasa yedikleri için mi bu durum oldu?
İnsanların binlerce yıldır farklı tercihleri olduğuna göre bunun tam da şimdi olması üzerine ne söylenebilir?

EŞ: Arada yarasalarda var mı yok mu bilmiyorum ama ortaya çıkan belgeler, birkaç Profesör de bunu teyit etti bu konuda işin bir laboratuvar imalatı olduğunu büyük ölçüde gösteriyor. Bu ihtimal kuvvetli yani iki suçun üst üste geldiği dönüşümün tabii olarak meydana çıkmış olma ihtimali biraz düşük. Bu durumu dillendiren konuda 2004’te Fransa’da alınan patentler konusu var. Muhtemelen ileride ortaya çıkarılacak.
Ancak gerekli maddi kazancı sağlayabilmek için alınmış patentler olabilir. Yine de ihtiyatlı konuşuyorum. Sanki bu yaratılmış bir virüs. Çok enteresan bir zamanlamayla ortaya çıktı arada yarasadan da geçti mi geçmedi mi bilmiyorum ama yarasalar üzerinde denendiği biliniyor.

VD: Umre’den gelenlerin Türkiye’nin kılcal damarlarına hastalığı yaydıkları aşikar. İtalya’da kimse umreye gitmedi ama bizde de İtalya’ya gidenlere nazaran umreciler çok. Açıkçası Umre bizi İtalya’nın yoluna soktu gibi görünüyor.
T.C. Cumhurbaşkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Bu kurumun süreci okumaktan uzak olması ve işler sarpa sarınca ‘özel kurumlar göndermiş haberimiz yok!’ demesi için neler diyebiliriz? Burada kurumsallık eksiği göze çarpıyor diyebilir miyiz?

Bir de şu: “Mış” gibi yapmak. Rahmetli Oğuz Atay’dan baki bir kavram. Sizce “mış” gibi yaparak varılan bir durumda mıyız?

EŞ: ‘Mış gibi yapmak’ çok yaygın bir liyakatsız icraat şekli maalesef. Bizde de çeşitli durumlara baktığımızda futbol maçlarının oynanması oynanmaması, karantinaya alınması alınmaması vb gelinen noktada bilerek veya bilmeyerek isteyerek veya istemeyerek yapıldı. Kontrollu yayılmaya müsaade edildi.
Belki de çaresizlikten bu hale geldi.
Ama 80 milyonluk disiplinden de uzak bir ülkede de aksi pek mümkün değildi. Herhalde onun için önleyici tedbirleri daha ziyade halkın psikolojisini rahatlatmak için ön plana çıkartmakla beraber, bunun olamayacağını da görenler, gören yetkililer diyelim (zaten çoğunun da liyakati konusunda büyük tereddüt var) mecburiyetle bunu kontrollu yayılmaya bırakmış durumdalar.

Reklam

VD: Ciddi bir kesim Covid19’un laboratuvar koşullarında üretildiği kanısında.
İnsanlığı yok etmek için çok daha kolay yollar yok mu? Bu daha çok insanlığı süründüren bir hastalık. Bu kanaate katılır mısınız? Gerçekten virüs böyle bir aklın işi olabilir mi? Evetse neden, hayırsa neden?

EŞ: Bu sorunun cevabını verdim. Ben de bu virüsün laboratuvar ortamında büyütülmüş olma ihtimalini kuvvetli bir ihtimal olarak görüyorum. Ancak bu virüsün amacı sadece nüfusu azaltmak gibi bir durum değil, ortaya çıkan sosyal ve mali finansal konulara bakarsanız ortaya çıkan durum, daha ziyade düzen değişikliği, sosyal idari düzen değişikliği amacını taşıyor veya kendiliğinden bu neticeleri doğuracak.
Dünya Savaşı’ndan sonraki gibi. Burada nüfus azalması bir miktar bulacaktır herhalde ama 1. hedef bu değil. Onun çarelerine sonra icat bulurlar.
Evvela daha yeni bir düzeni kurmak istiyorlar.
Yeni bir düzen kurulacak projenin içinde faydasız olduğu düşünülen nüfus fazlalıkları varsa onların da zamanı geldiğinde tedbirleri düşünülecektir.

VD: Bir görüşte olan bitenin doğanın insan türünü eleme girişimi olduğu. Aslında iklim değişikliğiyle bekleniyordu. Hastalık bütün süreci yeniden tanımladı. Öne çekti. Gerçekten insan türünün dünya adlı gezegende bir sonu var mı?

EŞ: İnsan türünün dünyadaki gezegende bir sonu var mı, olabilir. Birçok türler bugüne kadar kaybolmuş insanların bundan sonraki idrakı devam edip etmeyeceğini gösterecek. İklim değişikliği, nükleer tehdit, virüs tehdidi, biyolojik savaşlar, göktaşı çarpması dedik. Bütün bunlar İnsanlığın sonunu getirebilir. İnsanlar türünü devam ettirmek istiyorsa bugünkü yaşam tarzına, bugünkü davranış tarzının dışına çıkması gerektiği. Bu olmazsa belki onlarca sene, belki yüzlerce sene sonra insan türü ortadan kalkacak veya yapay zekayla sentez olmuş daha başka bir mutantlara doğru evrilecek. Ama bundan sonraki nesillerin hatta bizim nesillerin kafayı yorması gereken çok önemli konu…

VD: 1.Dünya savaşından sadece 25 yıl sonra 2.Dünya savaşı çıkmıştı. Korona’yı 1.Dünya Salgını olarak görmek mümkün mü?
Sizce 2. Dünya salgını da olacak mı?
İnsanlık tarihten ders alma konusunda ne kadar dirayet gösterecek?

EŞ: Geçmişten pek ders alınmıyor. Ders alınmadığı için tarih tekerrür ediyor. 2. Dünya Savaşı’nın kendisi salgındı. Salgın neticeleri doğuran yeni bir dünya düzeni doğuran bir durumdu bu. Dünya düzeninin şimdi evrilmesi veya değiştirilmesi safhasına geldik. Bu virüsle bilinerek veya bilmeyerek tıbbi bir deprem halinde ortaya çıktı veya çıkarıldı.

VD: Charles Taylor, ‘seküler çağ’ adlı eserinde bilim çağında inancın hala nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt arar. Camileri İbadethaneleri kapatan virüsün, insanlara inançlarını yeniden tanımlama konusunda bir mesajı olabilir mi? Bundan sonra bilimsel hiçbir kavram dine yenilmeyecek diyebilir miyiz?

EŞ: Din ve bilimin çatışması konusu var. Ben Allah’ın varlığına çok inanan bir insanım ama dinlerin hurafeden de beslendiği ve bilimi reddettiği yerlerin tasfiye edileceği muhakkak. Din de kendi içinde dönmez, ahlak inanç özüne dönmez ve hurafeler ile bezenmiş bir halde devam etmeye kalkarsa bilim dini tasfiye edecektir.
Bu soruya cevap verirken söylediğim yanlış anlaşılmasın bir din düşmanlığı olarak ortaya çıkarmamak lazım ama din içtihat kapısı kapandı yorumlanmasından vazgeçmezse, din kendini arındırmazsa din sıkıntıya düşecektir. Çünkü bilimsel olmayan Bazı konuların dinin içine konulması, bilimin dinin tasfiyesine kadar varabilir.
Din bu tehlikeye karşı bugünkü davranış sistematiğinden çıkmak ve zamana ve bilime uymak mecburiyetinde.

Reklam

VD: İktisadın kuralları vardı. Hastalık kuralların tamamını alt üst etti. İktisada giriş kitaplarında anlatılan “ceteris paribus” düzeninin çok dışındayız. İşler bundan sonra hiçbir zaman ceteris paribus olmayabilir mi?

EŞ: Ceteris Paribusa, ben ömrüm boyunca hiç inanmadım. Ben de iktisat tahsil etmiş bir insanım 1970’lerde. Globalleşme başladığında ve dünyadan üreterek para kazanmak yerine, paradan para kazanma dönemi başladığında okulda okuduklarımdan hepsinin doğru olmadığını idrak ettim. Ne arz talepler, ne de üretime bağlı katma değerler filan. Bunların hepsi berhava oldu gitti, bambaşka bir dünyanın içine girdik. Spekülatif üretmeden para kazanan bir dünyanın içine girdik. Bu çerçevede yani her şey değişecek çok açık…

VD: Türkiye’ye dönecek olursak; ekonomiye ve geniş kitlelerin işsiz kalmasına dair en azından bu ana kadar gösterilen apati ve cesaretli umursamazlıkta iktidar gücünü nereden alıyor olabilir?

EŞ: Bu sorunun cevabı zor başımızı derde sokar. Bu sorunun cevabı için kerameti kendinden menkul diyorum. Biraz da belki kerameti kendinden menkul.

VD: Dünyanın tamamı için zor bir süreç. Ancak Türkiye 2015’ten beri sürreel yaşıyor. 10 senede ekonomi alanında kazandıklarını birkaç senede geri vermişti. Ekonomi zaten güç bela toparlanıyordu. Bundan sonrası için nasıl bir çözüm öngörülebilir?

EŞ: Bu sorunuz içinde bir kere iştirak etmediğim bir husus var; 2012’ye kadar kazançlardan bahsetmişsiniz. Bilakis bugünkü ekonomik durumun temeli o dönemlerdeki yanlış icraatlardan kaynaklanıyor. Bu dönemde sıcak parayı, ithalat ve tüketimde kullanarak üretimi ve tarıma hiç dikkat etmeden, Kemal Derviş ekonomisi mi diyeceğiz? Ultra liberal mi diyeceğiz? Ali Babacan mı diyeceğiz?
O ekonominin devamı sonucunda ortaya çıkan durumların neticelerini de yaşıyoruz. Sorunuzun cevabı aslında bugünkü Türkiye’yi en fazla alakadar eden soru olarak ortaya çıkıyor. Benim gördüğüm kadarıyla geçen sene bir ara konuşulan Nisan ayında Türkiye ittifakı geniş tabanlı bir Türkiye ittifakı temin edilebilse, bugünkü Başkanlık sisteminden kuvvetler ayrılığına dönülürse, üreten ve tükettiğini büyük ölçüde üreten, globalleşmeyi mal hareketlerine ve finans hareketlerine entegre olurken sadece sıcak parayı da borçlanarak tüketen bir toplum olmaktan çıkmak suretiyle halletme imkanımız var. Ve bazı acayip tavırlardan da vazgeçmek lazım herhalde. Sn. Cumhurbaşkanı da “Aman 3 çocuk yapın” tavsiyesini de bir daha gözden geçirir, yüzlerce gözden geçirmesi gereken tavsiyelerin arasına bunu da koyar, diye düşünüyorum.

Önümüzdeki aylarda Nisan/Mayıs/Haziran aylarında ekonomik sıkıntılar iktidarı zorlayacak hale gelecek. Bugüne kadar sıkıntı vardı ama bu siyasi sonuç doğuracak kadar önemli bir seviyeye gelmemişti. Şimdi geliyor gelecek. Burada iktidar üç şey yapabilir veya siyaseten üç şey olabilir. Bunların 2 tanesi iktidarın tasarrufunda. Benim için kötü senaryo diyelim, iktidar sertleşir yani böyle krizlerde birçok otoriter idareler çok sertleşerek idare etmeye çalışıyorlar onun tarihte örnekleri çok. Bu bir müddet işi kolaylaştırıyor veya yürütüyor kolaylaştırmıyor ama yürütüyor gibi görünüyor ama sonunda patlıyor. Alternatif : iktidar geçen sene bir ara konuştu ama olamadı. Türkiye ittifakı ile parlamenter rejime dönebilirler. Ben bunu isteyen biri değilim ama kuvvetler ayrılığını temin eder. Partili Cumhurbaşkanından vazgeçer, bütçeyi Meclisin yapmasını kabul eder, yetkileri biraz daha paylaşmak suretiyle adaletin tesis edileceği daha geniş tabanlı muhalefetten ve partilerin iştirak edeceği de bir yönetim tarzını ortaya koyar. Sn. Cumhurbaşkanı da kendi Cumhurbaşkanlığı’nın yetkileri azaltılmış olsa bile orada oturarak bunu temin eder. Bu akıllı alternatiftir. Bu yapılabilirse dünyanın bugünkü sıkıntılarından bir müşterek akılla çıkma imkanı olur. Bunu da temenni ediyorum. İhtimali kuvvetli görüyorum muyum? Hayır görmüyorum ama temennim bu. Üçüncüsü bunların olmadığı takdirde yaz aylarından sonra, ben meclis aritmetiğinin değişme ihtimalini kuvvetli görürüm. Haziran ayından sonra milletvekillerinin 2 seneleri dolacak bu krizden sonra da eğer ikinci alternatif dediğim geniş tabanlı bir durum ortaya konulmazsa, ortaya çıkacak sosyal sıkıntılar ekonomik sıkıntılardan sonra meclis aritmetiğinin de değişme ihtimali var. Burada komplo teorilerine girmeden bir parantez açayım. Ne kadar enteresan bir taraftan Brexit oluyor bir taraftan yeni partiler çıkıyorlar. Tam da Corona virüsün çıkacağı zamanda kuruluyorlar enteresan değil mi tesadüf?

VD: Halkbank’tan düşük faizle kullanılan kredilerin ödemeleri otomatik 3 ay uzatıldı. Buna karşılık tarımsal krediler için dahi böyle bir önlem alınmadı. Sizce bu iktidar gerçekten spesifik olarak oyu kimden aldığını bildiği için mi böyle davranıyor? Önce kadınlar ve çocuklar gibi, önce AKP’ye oy verenler mi koruma altına alındı?

EŞ: Palyatif tedbirler ufak tefek ayak oyunları diyorum bu tip şeyleri .Bunlar ne bileyim ben kanser olmuş hastaya aspirin vermek bile değil pansuman yapmak gibi şeyler…

VD: Tek adamın üzerine bina edilen sistemin; etrafında toplanan nomenklatura ile ülkeyi bildiği gibi yönetmenin dışında, alternatif önermediği bir sürecin iflasını ve meşruiyetin yok edilmesini deneyimlediğimiz bu süreçten, çıkış için yol haritası nedir?

EŞ: Çıkış yolu nedir sorusuna, daha önce cevap verirken söyledim. Bu ‘Tek Adam’ yönetiminden vazgeçilmesi lazım yani başkanlık sistemi kalabilir, kalmalı hatta bence. Ben kuvvetlendirilmiş parlamenter sistemin ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum, parlamentoda bulundum bunun çok çok büyük hataların olabileceği sistem olduğu kanaatindeyim. Başka bir sorunuz olursa açarım o konuyu kuvvetler ayrılığını temin eden Partili Cumhurbaşkanından vazgeçen adaletin çalışmasını temin eden cumhurbaşkanının durumunu koruyan (Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın) ama yönetimin liyakat ve geniş tabana dayandığı bir sistemde çıkış bulabiliriz. Aksi takdirde karışık bir dönemin içine gireceğiz. Ondan sonra da mutlaka dengeler kurulur ama daha uzun vadede olduğunu bilmediğimiz bir sürece girmiş oluruz.

VD: Türkiye’de kadınların %75’i ev kadını. İktidar köyleri ortadan kaldırdı, merkezlerde tutunamıyor, çeperleri ise sıkı sıkıya tutma derdinde. Bu bir dehşet dengesi olarak okunabilr mi? Yoksulluğu sürdürülebilir kılmak stratejisine karşı doğru yaklaşım ne olmalıdır?

EŞ: Çok basit bir kelime, “Evet”

VD: Son olarak Türkiye’yi 1 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık dönemde nasıl bekliyorsunuz?
Sosyolojik manada hangi değişimleri bekliyorsunuz?

EŞ: Alternatifler var. İyi bir alternatif var, kötü bir alternatif var. İyi alternatif hakikaten mevcut iktidarın da, makule dönmesini temin etmesi suretiyle, daha aydınlık bir Türkiye’ye gidebilme ihtimali var. Onun için hukuk devletinin temin olması iktidar sarhoşluğundan vazgeçmesi yani hesap sorulur mu endişesinden kendisini arındırması ve hakikaten daha geniş tabanlı kamplaşmayı bitiren bir sistemde gidebilmesi lazım. Ama bu iktidar bu şekilde devam ederse, karanlığa doğru bir kayma olacak.
Şimdiden kindar ve dindar neslin iktidara geldiği hesap sorulamadığı biat kültürünün geliştiği hiçbir şekilde yolsuzluk gibi bir konuda söz konusu edilemediği bir yere doğru savrulmuş. Onun örnekleri var. Yani illaki aydınlığa gitmiyor insanlık, bazen karanlığın içine gömülüveriyor. Diğer alternatifte olabilir ya da bu iktidar kendisi yaptığı hatalardan arınarak, yukarıda anlattığım şekilde, Türkiye’yi bir aydınlığa doğru çeker ve kamplaşmayı bitirir.
Daha geniş bir zamanda veya inşallah aksini düşünmek istemiyorum bir seçim olabilirse adil bir seçim olabilirse iktidar değişikliğinden sonra.
Bugün muhalefette gördüğüm partilerin hiçbirini bugünkü durumları itibariyle çok daha yetenekli bir idareyi ortaya koyabilecekleri intibaı bana henüz vermiyorlar. İnşallah yanılırım.
Muhalefet iktidara gelse bile, devri sabık yaratmadan işleri halletmeye çalışmasını da temenni etmek lazım. Bu sorunun cevabını çok spekülatif olarak vermek, vermeyi arzu etmediğinden 5 sene 10 sene 15 sene sonrası için konuşmadım. Belki bir 2 ay sonra belki sonbaharda Allah ömür verirse bu sorunun cevabını daha sarih bir şekilde cevaplandırma imkanımız olabilir.

1 YORUM

  1. Korona virüsünün laboratuvarda üretildiği cümlesini görünce bildiğim halde Emin beyin uzmanlığı ne diye bakma ihtiyacı hissettim. İnternette çarşaf çarşaf laboratuvar çalışmalarının dokümanlarına ben de rastladım. İlkokullu biri olarak ukalalık yapmayayım ama bana o belgeler korona virüsü üzerinde çalışan bilim insanlarının normal çalışma prosedürün den başka bir şey ifade etmedi. Hem sonra gerçekten de laboratuvarda üretilmiş olsa bile netice değişmiyor ki. Binlerce insan bu virüsten öldüğü halde hala ne aşısı var ne de ilacı.
    Okumaya devam ederken Emin beyin biyografisine bir de başka kaynaktan bakınca ergenekon örgütüyle ikiskilendirildiğini gördüm bu bilgiyi de başkanlık sistemini savunan cümleleriyle ilişkilendirdim niyeyse..

    Neyse hocam bu eğlencelik okuma için teşekkür ederim.

    Ama popüler tartışmalardan bildiğimiz isimler değil de gerçekten konusunun uzmanı kimselerle yapılan röportajlar daha ilgi çeker herhalde, en azından benim için öyle.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here