İNS-AF

0

Medeniyetin ilk şartı adalettir. Adalet aynı zamanda Devletin Dinidir.
Devlet-Adalet-Medeniyet.
Bu 3 kavramı birbirinden ayrı düşünemeyiz.

Türkiye dünyayı kavuran hastalığın sıkıntısını kılcal damarlarına değin hissediyor.
Bir taraftan sağlık endişeleri diğer taraftan ekonominin daralan elbisesi ülke insanını ciddi manada zorluyor.

Sokağa çıkmak hem yasak hem değil.
Bireysel tüketim (gıda-hijyen harici) neredeyse durdu. Üretim ise devam ediyor. Ancak duran ticaretin üretime etkileri belirsizliğini koruyor.

Devletin sürece katkısı kendi ifadesiyle 100 Milyar TL. Ancak bunun çok sınırlı bir kısmı doğrudan katkı içeriyor.

Kamu bankalarının devlete sırtını dayayarak başlattığı öteleme desteğine, özel bankalar da katıldı. Takvimi kredileri için ekseriyetle 1 Mayıs’a öteleyerek fırtına geçene kadar hava yastığını açtılar.

İngiltere’den Venezuela’dan duyduğumuz çalışanların maaşlarını ödeyen devlet modelini ise pek görecek gibi değiliz. Süreci yönetirken ekonomik aktörlerin birbirlerini idare etmesi için motivasyon sağlayan bir idare tarzından söz ediyoruz.

Peki devlet ekonomik alanda bu denli seçici ve oyunu uzaktan seyrederken, hangi konuda cevval ve varlığını hissettiriyor sizce?

Son günlere damgasını vuran ve zaten ülkede yeterince sorunlu bir konu olarak çözüm bekleyen cezaevi nüfusunu azaltma gündeminde devleti tüm varlığıyla karşımızda görüyoruz.

Devlet suçluları kategorilere ayırırken terör başlığı altına aldıklarını indirimden ve tahliyeden uzak tutmaya kararlı görünüyor.

Terör Fransızca bir kelime. Kökeni Fransız Devrimine dayanıyor. Fransız Devriminin yediği çocuklarından Robespierre’in yöntemleri için Babeuf; Terror Rejimi ifadesini kullanır. 

18. yüzyıldan günümüze geldiğimizde Terörizm tanımı konusunda fazlasıyla derin bir literatürün varlığından söz etmek durumundayız. Konunun uzmanları 100’den fazla terör tanımının varlığından bahsediyor.

Konunun en önemli uzmanı olan Walter Laqueur için terörün tanımı ya da içeriği sade ve nettir: Terör şiddet veya şiddet tehdidi kullanımıdır.

Türkiye’nin AB ile açılmayan fasılları ve başta vize serbestisi olmak üzere çözümlenmeyen sorunlarının başında terör tanımı gelmektedir.

Türkiye için terör tanımı AB kriterlerinde karşılığı olmayan bir geniş paranteze karşılık gelmektedir.

Bu geniş paranteze dahil olanların ortak paydasında muhalif kimlikler öne çıkmaktadır.

Meral Danış Beştaş’ın haklı isyanında konu şu şekilde özetlenmiş: “gazeteciler, sendikacılar, öğrenciler, siyasetçiler, aydınlar, yazarlar ve daha bir çok kişi düşüncelerinden dolayı, söz söyledikleri için, herhangi bir suç işledikleri için değil, hapishanede tutuluyorlar. Hangi haklarını kullanamamışlar? Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkına dayanarak sendikal, siyasal ve gazetecilik faaliyetlerini yürütmüşler. Ama bu infaz kanununa göre toplum vicdanını yerle bir edecek şekilde kapsam dışına çıkarılmaya çalışılıyorlar.”

Muhalifliklerinin bedelini cezaevinde ödeyen geniş bir kitleden söz ediyoruz. Devletin iktidarı temellük eden güncel anlayışı her zaman değişebilir. Sonuçta 28 Şubat’ta da devlet vardı, 27 Mayıs’ta da, 12 Eylül’de de. Tayyip Erdoğan’ı hapse ve siyasetten yasağa mahkum eden de devletti. Devlet kendisine karşı işlenen suçlara bakışında günün konjonktürüne göre tavır alabilir.

Sn. Erdoğan bu durumu şu cümle ile özetlemişti :
“Devlet ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir.”

Gerçekten de bir kişiye zarar verdiği için cezalandırılan kişiyi affetmek devletin zarar verilen kişiye olan mesuliyetini hiçe saymasıdır. Suçun karşılığında verilen cezanın asli bir işlevi de mağdurun uğradığı manevi yıkımın telafisidir. Bu maneviyatı sarsmanın kamu vicdanına faydası yoktur.

Diğer tarafta AİHM ve AYM kararları ile sorgulanan siyasi yargılamalar yukarıda örneklerini verdiğimiz üzere devleti o an idare edenlerin tercihleriyle de bağlantılı yaptırımlardır.

Devlet gerçekten varlığını hissettirmek istiyorsa Korona Günlerinde, tıpkı AB-ABD ve İngiltere’de olduğu üzere, halkın gelir kaybını doğrudan telafi edecek önlemleri almalı, kaynakları paylaşmalıdır.

Devletin hapishanelerdeki olumsuz koşulları daha da bozmamak adına buralarda nüfusu azaltmak için, ilk olarak özgürlüğe kavuşturması gerekenler, siyasal suçlardan ceza alanlar olmalıdır.
Bu insanların müphem ve dünya standartlarında geçerliği sorunlu kavramlar üzerinden özgürlüklerini kısıtlamaya devam zamanı, Korona Günleri değildir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here