Ahlak toplumun geneli tarafından hep ‘güzel ahlak’ manasında kullanılır. Güzel ahlak sahibi kişi ‘ahlaklı’, kötü ahlak sahibi kişi de ‘ahlaksız’ olarak addedilir.
Ahlak, ‘halk’ kelimesinden gelir ve ‘yaradılış’ manasındadır. İnsanın yaradılışı, kendi şahsında olan mayadır. Yani her insanın ahlakı vardır, bunun nasıllığı önemlidir.
Ahlakı şekillendiren etkenler de mühimdir. Daha önceki jenerasyonlardan gelen genler, istenerek ya da istenmeyerek dünyaya getirilmiş olma (Bu konu kiminize absürd gelebilir, bu konuyu daha önce ele almıştık) içine doğulan coğrafya ve toplum ve bu toplumdaki kültür vb.
Yaradılıştan gelen mayanın sonraki zamanlarda şekillenmesi de yaşanılan toplum, aile ve okul eğitimleriyle daha da netleşir.
Yani ahlaklı-ahlaksız yerine ‘güzel ahlaklı’ ya da ‘kötü ahlaklı’ tabirlerinin kullanılması doğru olanıdır.
Uzun süredir yazılıp-çizilen konuya gelecek olursak. Neydi bu konu?
Müslümanların güzel ahlaktan yoksun olmaları.
Güzel ahlak, iyi insanların hepsinde bulunan erdemlilik diyebiliriz. Empati yapma temeli üzerine kurulu, iyi düşünme ve iyiye yönelme.
Sıradan bir olay dahi olsa, bu olaya karşı bakış açısı insanın ahlakının nasıllığını ortaya koyar.
Kurallar ve yasalar yaptırımları olan dayatmalardır. İnsanlar bu dayatmalar sebebiyle doğru olanı, yapılması gereken davranışı yapmak zorundadırlar. Burada ahlakın nasıllığını tam anlayamayız, çünkü yaptırımı olan bu yasalar zorlamayla kişiyi yönlendirir.
Yasaların, kuralların olmadığı yerde kişinin nasıl davrandığı da insanın ahlakının nasıllığını gösterir.
Almanya’da ‘Ordnungsamt’ (Düzenden sorumlu müdürlük ya da zabıta) korkusundan sokağa çöp atamayan kişilerin Türkiye’de çevreyi kirletmeleri buna çok uygun bir örnektir.
Almanya’da polisin ceza yazması korkusundan kırmızı ışıkta ve yaya geçidinde hemen duran kişilerin Türkiye’de bunlara uymaması da bir bakıma örnek gösterilebilir. Gerçi ülkemizde de trafik kuralları vardır ve uymayanlar için cezai yaptırım mevcuttur ama gerçek hayatta nedense buna riayet edilmemektedir.
Bütün bunlar kuralların-yasaların dışında kalan alanları ilgilendirir. Günümüzde Müslümanların durumları da verdiğim bu örnekler gibidir. Müslüman olmanın kuralları şekilsel olarak belirlenmiştir ve Müslüman olanlar bunlara uymak için azami dikkat gösterirler.
Bunlar: Namaz, oruç, haç, zekat, kurban, başörtüsü, sünnetler, düğünler, mevlitler vb.
Bunların haricinde kalanlar gri-alan gibi gözükse de, aslında insanların ahlakının nasıllığını gösteren çok önemli yaşama bölgeleridir. İşte buralarda Müslümanlar İslam’ın sunduğu değerlere önem vermedikleri için büyük zarara uğramaktadırlar.
Peki bu yaşama bölgelerinde Müslümanlar neden ‘keyfi’ davranmaktadırlar?
Aslında bunun cevabını yukarıda ifade etmiştim, bunun nedeni belirli şekilde sunulan ibadet mecburiyetleri. Müslümanlar, bunların haricini sanki keyfi alan gibi gördükleri için İslam’a uymayan tarzda davranmaktalar.
Bunun asıl sebebi de bu alanların eğitiminin yapıldığı Mekke’yi tanımamaları, öğrenmemeleri ve hayatlarına taşımamalarıdır.
İslam’ın güzel ahlakı tesis ettiği yer Mekke’dir.
Medine’de ibadetlerle şekillenen bir dönem başlamıştı ama bundan önce Mekke’de İslam’ın güzel ahlakı tesis edilmiş ve tamamlanmıştı.
İman, kişisel gelişim ve özde bulunan mayanın şekillendirilmesi…
Müslümanların bugün abartılı İslami imiş gibi davranmalarının ve güzel ahlaktan yoksun olmalarının sebebi de budur.
İnsanilik, güzel ahlaka sahip olma, erdemlilik ve sonrasında bunların üzerine bina edilen ve tamamlanan İslam’ın bireysel ve toplumsal ibadetleri…
Müslümanlar, Mekke Dönemi’ndeki güzel ahlakın oluşmasına vakıf olmadıkları için, ne kadar abartılı ibadetler yapsalar da olmuyor. Bugün bunu hepimiz yaşıyor ve görüyoruz.
Sevgi ve Bilgiyle kalın












Mekke Dönemi’ndeki güzel ahlakın oluşma süreci belki bir yazı konusu olur Sinan hocam, hakkaten merak ettim. Demek istediğinizi anladım aslında ama sizin cümleleriniz kalbimizdeki taşlara dokunuyor bazen. Peygamberimizdeki(sav) güzel hasletler peygamberlik görevinden önce de sonra da mevcuttu ama peygamberlikten önce güvenilir olma, dürüstlük, cömertlik,cesaret, vb erdemler ve edeb, ( geçen bir yerde karşılaştım „Edeb; bütün hallerde istikamet ve iyilik üzere bulunmaktır,“ kafama da yattı.) yani güzel ahlak var idi. Şöyle diyebilirmiyiz, edeb ve güzel ahlak bütün ibadetlerin, imanın arkaplanı, temeli ya da hazırlayıcısıdır?
hocam bugün cuma namazından önce camideki sohbette hoca kuranda yüce Rabbimiz niyeinsanlara hep ey iman edenler diye hitap ediyor dedi.
ey iman edenler kıldığınız namazdan gafil olmayın ey iman edenler içki içmeyin zina yapmayın kul hakkına girmeyin vb.
iman etmiş bir insan bunları yaparmı.
hoca bugün dedi ülkenin %98i için müslüman deniyor.peki müslüman bir ülkede neden bu kadar günah işleniyor.
şöyle bitirdi sohbeti müslüman olmak kolay ama mümin olmak ve mümin kalmak zor.
sizin bu konudaki görüşünüzü inşallah bir yazınızda okuruz.
Sayin Alper,
Mekke Dönemi ndeki guzel ahlakin olusmasi sadece bir yazi konusu degil, bir kitap konusudur. Kalplerdeki taslara dokunmayi neden kullandiniz cok anlayamadim. Bizim derdimiz „isin asli“ olanin ne oldugu ve bunlar üzerine düsünmek.
Sevgi ve Bilgiyle kalin
Sayin Efedamat,
Mekke Dönemi ve bu dönemdeki IMAN in olusmasini bu kadar uzun ele almamizin sebebi Iman edenler konusuna önem vermek.
Bugün Müslümanlar daha fazla Müslüman olmak adina, iman etmeyi ve Mümin olmayi unutmus durumdalar.
Müslüman olanlarin günah islemeleri konusu tamamen bir paradokstur.
Umariz Müslümanlar MÜMIN olmayi daha fazla tefekkür ederler-
Sevgi ve BIlgiyle kalin
Kommentarfunktion ist geschlossen.