20.7 C
İzmir
19 C
Istanbul
15.6 C
Ankara
Freitag, September 18, 2026 8:21:45
Start Düşünce Felsefe Ölüm Şarkısı: İnsan ve Amacın Çelişkisi

Ölüm Şarkısı: İnsan ve Amacın Çelişkisi

0
367

Bu şarkıyı duyduğunuzda bilin ki amacınızı kaybetmiş, bundan gayrı tutunacak bir şeyinizin kalmadığını düşünüyorsunuzdur.

İnsanın hayatında bazı anlar vardır ki duyduğu bir şarkı artık yalnızca bir melodi değil, yok oluşunun yankısı, amacını kaybetmiş, tutunacak dalı kalmamış bir ruhun son sesidir. Bu şarkı, insan kendi önemsizliğini fark ettiğinde duyulur: kayıplarda, ihanetlerde, terk edilişlerde, hatta bazen kazanımlarda bile.

“Ölüm şarkısı” bir metafordur elbet; ama hangi izah metafor değildir ki? Biz olayları soyutlar, metaforik bir hal vererek onlarla aramızdaki bağı kurarız. Bu, bizim şeylerle olan ilişkimizdir, biz onlarla bu şekilde ilişki kurar, onları bu şekilde anlamaya çalışırız. Direk bir soyutlama yolu yoktur, öyle olsaydı o zaman soyutlama denilen şey olmazdı.

Konumuza dönelim:

Eminim siz de o şarkıyı pek çok kez dinlemişsinizdir; inandığınız değerler yıkılırken, yücelttiğiniz anlamlar devrilirken, sığındığınız, size korunak olabileceğinizi umduğunuz çatılar tepenize yıkılırken, sevdiğiniz tarafından terk edilirken, güvendiğiniz insanlar tamda lazım olduğu anda ortadan kaybolurken… Kısacası yaşadıklarınız, gördükleriniz, görmedikleriniz ve öğrendiklerinizle ne kadar sıradan, önemsiz, terk edilebilir biri olduğunuzu fark ettiğinizde.

Amaç ve İnanç

İnsanın mucizesi, hayatının bir amacı olduğuna kendisini ikna edebilir olmasıdır. Bunun inançla perdelenmesi kendisini daha çok ikna etmesi içindir. İnsanın kendisini ikna etmeye ihtiyacı var ve bunu sağlaması içinde bir araca. Demem o ki, inanç özünde amaca hizmet eden bir taşıyıcıdır. İnsanın tüm o yalnızlık ve önemsizlik duygularını aşması içinde böyle kendisini ikna edecek araç ve aracılara ihtiyacı vardır. 

İnsanın önemsiz, sıradan biri olduğunu fark etmesi korkunç bir şeydir. İnsan zaten bu yüzden ne yapar ne eder, kendisine huzur vereceğini umduğu bir amaç edinir. İnsanın diğer önem atfettiği şeyler ise amacını tamamlaması içindir: iyi biri olmak, cesur biri olmak, şan, şöhret veya para sahibi olmak bunlardan yalnızca bir kaçıdır. Bunların içinde doğrudan bir kötülük yoktur. Çünkü bunların önemli bir kısmı bilinçli tercih değil, insanın ulaşırsa ermesini sağlayacağını umduğu şeylerdir. 

İnsanın diğer bir mucizesi ise, yaptığı kötülüğe mazeret bulması, kendisini bir şekilde aklayarak ayağa kalkmayı başarmasıdır. İnsanın yaptığı kötülüğe mazeret bulması ve kendisini aklayarak içinden çıkması bundandır. 

Denge

İyilik iz bırakmaz; kötülük kalıcıdır. İyilik yalnızca kötülüğün izine katlanmayı mümkün kılar. İnsan o nedenle iyiliği yalnızca içindeki kötülüğü dengelemek için yapmaz; bazen de iyi hissetmek, iyi biri olduğunu kendisine göstermek için yapar. İnsanın kendisini ikna etmesi gereği bundandır. Demem o ki, hayat, yalnızca iyilik ve kötülük arasında denge kurmaktan ibaret değildir.

İnsanı tatminsizliğin girdabına çeken şey farkındalıktır

Ölüm şarkısı yalnızca kaybederken değil, bazen kazanırken de duyulur; hatta kazanırken daha güçlü duyulur. Çünkü insan umduklarına ulaştıkça daha ulaşması gereken ne kadar çok şey olduğunu fark eder. Bu, insanın aydınlandıkça karanlığı fark etmesi, yolun neresinde olduğunu bilmediğinin farkına varmasıyla ilgilidir. 

İnsan Kendisinin Rehinesidir

İnsan, kendi düşünsel çıkmazlarının rehinesidir. Mücadelesi bu esareti aşmak gibi görünse de bu doğru değildir, çünkü insanın yaptığı tüm o şeyler yer değiştirmek veya düşüncesini yenilemekten öte değildir. Bana kalırsa insan ne yaparsa yapsın hep aynı kişidir. Değişen şey yalnızca taktığı maskeler, zaman ve mekana göre üstlendiği yeni rol modelleridir. 

Kendini Kandırma ve Farkındalık

“İnsanın en büyük mucizesi, kendisini kandırabiliyor olmasıdır” demiştik. Yani maskeler takması, rol değiştirmesi hep bu sebepledir. Farkındalık bu kandırmacanın çözüldüğü yerdir. Bu, insanın arzu ve isteklerinden hareketle yaptığı şeylerin bir soyutlama, kendisini kandırmak üzerine kurguladığının farkına vardığı yerdir.  

Bir tek bu farkındalık bilinci geri dönüşsüzdür. İnsan bir tek bu uyanışa vardıktan sonra artık eski kendisi değildir, bir daha o eski masallarla uyuyamaz. Muhtemelen Camus, “İnsanın en büyük trajedisi, bilincin uyanışıdır” derken bunu kastediyordur.

İnsan başkaları tarafından kandırıldığında bu bir zayıflıktır; kendisini kandırabiliyor olması ise “mucize”. İnsanın, anlam yüklediği şeylerin kendisini kurtaracağına kendisini ikna etmiş ve bu yolla sükuneti yakalamış birinin tüm bunları yıkması mucize değil midir?

İnsanın en büyük hayal kırıklığı başarısız kaldığı an değildir, o kurgu dünyasının çözüldüğü andır: insanın onca anlamlandırma çabasına rağmen bir gün her şeyin boşa olabileceğinin farkına varılmasından daha kötü ne olabilir?

Bu bir farkındalıktır ve bu farkındalık iki şekilde ortaya çıkar: biri amacının elinden alınmasıdır, diğeri de amacın kendi zihninin bir kurgusu olduğunun farkına varmasıdır.  Ve bu öyle bir şey ki; insan ilkinde kaybederek uyanır, ikincisinde uyanarak kaybeder. Öte yandan, ilkin dönüşü mümkün olsa da, ikincisinin yoktur.

Bilinmeyenin Mucizesi

İnsan, mucizeyi bilinmeyenden bekler. Çünkü bilinen, aklın sınırları içindedir; mucize ise o sınırların ötesinde. İnsan o yüzden umut ve anlam kurgularını bilinmeyene yükler, bilinmeyenden bekler; çünkü olasılığı bağrında barındıran tek alan orasıdır.

Sonuç

Ölüm şarkısı iki şekilde duyulur: Biri karanlıkta eldeki ışık kaybolduğunda ve diğeri, karanlık aydınlandığında, içinde hiçbir şeyin olmadığının farkına varıldığında.

İnsana umut vermek istiyorsanız ona bir ışık veriniz; ama karanlığın içinde. Çünkü aydınlıkta tutulan ışığın bir karşılığı yoktur.

İbrahim Yersiz

Vorheriger ArtikelÖnce Ahlak
Nächster Artikel2019’dan beri..
İbrahim Yersiz
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.