Veysi Dündar Korona Söyleşileri – Barbaros Şansal “Silahlı eyleme katılmamış tüm siyasi tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılmalıdır”

0

Veysi Dündar’ın ‘Korona Söyleşileri’ kapsamında sorduğu sorulara Barbaros Şansal da cevap verdi.

Veysi Dündar (VD): Türkiye 21 Mart 2020 itibariyle sizce dünyanın neresinde? Korona’yı Türkiye’nin dünyadan kopuşunda bir son, dünya ile tekrar ilişki kurmada milat olarak görmek mümkün mü?

Barbaros Şansal (BŞ): Sanmıyorum. Hem kültürel, hem sosyal, hem gelenek, hem de son 18 yıllık toplum mühendisliği etkisi ile, yurttaşlık bilgi ve bilincinde büyük bir eksilme yaşandı. Ve küresel anlamda bir evrensel bakıştan çok uzaklaşıldı. Bu nedenle kopuş devamlılığı her şartta yaşar.

VD: Korona’nın kökeninde Çinlilerin yeme tercihleri olması üzerine konuşuldu. Kurani olarak da bakıldı bu konuya. Böyle bir yaklaşımın tutarlığından söz edebilir miyiz?
Gerçekten de insanlar yarasa yedikleri için mi bu durum oldu?
İnsanların binlerce yıldır farklı tercihleri olduğuna göre bunun tam da şimdi olması üzerine ne söylenebilir?

BŞ: Bu salgın ne ilk ne de son vaka, çiçek, kolera, aids, ebola, veba, dizanteri, verem…. Beslenme ile alakası olduğunu düşünmek bana göre mantıksız. Neticede o bir kültür işi. Kınkanatlılar en yüksek proteine sahip. Türkiye’de de beyin, koç billuru, göz ve bağırsak da yeniyor. Pandemi salgınları, daha çok bilinçsizlikten ve siyasi basiretsizlikten kaynaklanır.

VD: Umre’den gelenlerin Türkiye’nin kılcal damarlarına hastalığı yaydıkları aşikar. İtalya’da kimse umreye gitmedi ama bizde de İtalya’ya gidenlere nazaran umreciler çok. Açıkçası Umre bizi İtalya’nın yoluna soktu gibi görünüyor.
T.C. Cumhurbaşkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Bu kurumun süreci okumaktan uzak olması ve işler sarpa sarınca ‘özel kurumlar göndermiş haberimiz yok!’ demesi için neler diyebiliriz. Burada kurumsallık eksiği göze çarpıyor diyebilir miyiz.

BŞ: Sorun sadece kurumlar değil. Onların hepsi ekonomik çıkarlar için varlar. Asıl sorun gerekli önlemleri almayan, kaygı yerine kurgulara tapan toplum. Takiyeye gelince. Ona da kılıf uydururlar. Malum; minareyi çalan kılıfını hazırlar.

VD: “Mış” gibi yapmak. Rahmetli Oğuz Atay’dan baki bir kavram. Sizce “mış” gibi yaparak varılan bir durumda mıyız?

BŞ: Temelinde mesleksizlik ve liyakatsizlik vardır diyelim. Herkesin herşeyi bildiğini zannettiği ve her konuda fikri olduğu bir medya ile başka sonuç beklenemezdi. Üsluplar farklı olsa da dünyayı farmakoloji ve kimya monopolleri yönetiyor. Bulaşık deterjanını üreten monopol firma, patates cipsi de üretiyor.

VD: Ciddi bir kesim Covid19’un laboratuvar koşullarında üretildiği kanısında.
İnsanlığı yok etmek için çok daha kolay yollar yok mu? Bu daha çok insanlığı süründüren bir hastalık. Bu kanaate katılır mısınız? Gerçekten virüs böyle bir aklın işi olabilir mi? Evetse neden, hayırsa neden?

BŞ: Velev ki laboratuvar ortamında üretilmiş olsun. Sebep vereceği hasarın uluslararasında yaptırımı ve cezası ağır olur. Bu mümkün değil. Netiecede bu da bir tür grip virüsü ve evrim geçiriyor. Daha çok kimyasal, hormonel, ilaç, katkı ve koruyucu maddesi ile beslenen insan, antikor üreten vücudunu savunmasız hale getiriyor. O virüsü de yüce yaratan Allah yarattı. Ve onun da yaşam hakkı var.

VD: 1. Dünya savaşından sadece 25 yıl sonra 2.Dünya savaşı çıkmıştı. Korona’yı 1.Dünya Salgını olarak görmek mümkün mü?
Sizce 2. Dünya salgını da olacak mı?
İnsanlık tarihten ders alma konusunda ne kadar dirayet gösterecek?

BŞ: İnsan besin zincirinin en tepesindeki en vahşi memeli tür. Yayılmacı, yağmacı, ganimetçi ve işgalci bir tür. Üstelik koku, doku ve tat yerine gördüğü ve duyduğu ile şekillenen bir canlı. Savaşmayı durduramaz.

VD: Charles Taylor, ‘seküler çağ’ adlı eserinde bilim çağında inancın hala nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt arar. Camileri İbadethaneleri kapatan virüsün, insanlara inançlarını yeniden tanımlama konusunda bir mesajı olabilir mi? Bundan sonra bilimsel hiçbir kavram dine yenilmeyecek diyebilir miyiz?

BŞ: İnançsız biri olarak buna tarafsız bakmam zor. Dogmalara inanmak yetersiz kişiliklerin tutumu. Elbette sorgulanacaktır. Ancak süreç geçtiğinde yine “Allah kurtardı” derler.

VD: İktisadın kuralları vardı. Hastalık kuralların tamamını alt üst etti. İktisada giriş kitaplarında anlatılan “ceteris paribus” düzeninin çok dışındayız. İşler bundan sonra hiçbir zaman ceteris paribus olmayabilir mi?

BŞ: Katılmıyorum. Birikim kapitaldir. Emek, bilgi, ürün, tecrübe de bu sınıfa dahildir. Takassız ve sosyal üretimsiz bir insan doğada yaşayamaz. Bu süreçte de işleri tıkırına koyan iktidarları, tüccarları, sebatkarları izliyoruz zaten.

VD: Türkiye’ye dönecek olursak; ekonomiye ve geniş kitlelerin işsiz kalmasına dair en azından bu ana kadar gösterilen apati ve cesaretli umursamazlıkta iktidar gücünü nereden alıyor olabilir?

BŞ: İnandığı güçten. Ancak yönettiklerinizi çaresiz ve bilgisiz bırakırsanız, iktidarınızı güçlendirirsiniz. Ancak sonunda o halklar tarafından infaz edilir ve lanetlenirsiniz. Tarihte hep böyle oldu.

VD: Dünyanın tamamı için zor bir süreç. Ancak Türkiye 2015’ten beri sürreel yaşıyor. 10 senede ekonomi alanında kazandıklarını birkaç senede geri vermişti. Ekonomi zaten güç bela toparlanıyordu. Bundan sonrası için nasıl bir çözüm öngörülebilir?

BŞ: Net cevap. 1 milyon ölü. 20 milyon aç ve işsiz maksimum.

VD: Tek adamın üzerine bina edilen sistemin; etrafında toplanan nomenklatura ile ülkeyi bildiği gibi yönetmenin dışında, alternatif önermediği bir sürecin iflasını ve meşruiyetin yok edilmesini deneyimlediğimiz bu süreçten, çıkış için yol haritası nedir?

BŞ: 1/ Hayatta ve sağlıklı kalmak.
2/ Bilgiyi bedava paylaşmak.
3/ Tasarruf

VD: Sadece iktidarın devamı için ülkenin neredeyse 100 yıllık sorunlarını bir siyasi partinin güncel kadrosuna yıktı iktidar. Bu seçilmişler bu günleri hapiste karşılıyor. Baktığınızda cezaevleri hastalık için fazlasıyla korunaksız. Bu akıl ötesi stratejinin önünde duracak ve onu artık bu tutarsızlığa son verin diyecek ortak akla ulaşma imkanı var mı?

BŞ: Devletin aklı yoktur, çıkarı vardır. Bana göre silahlı eyleme katılmamış tüm siyasi tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılmalıdır. Ekonomik ve cinsel suçlara af taraftarı değilim.

VD: Madalyonun diğer tarafında demokrasinin ve benzer etnik sorunları yaşayan ülkelerin deneyimleri var. Burada iktidarı zorlayan bu muhalefetin de ifşa politikasına ve demokrasiye savunmaya yönelmesi gerekmiyor mu? Bu yapılmadığı sürece savaşçı politikalar devam etmeyecek mi?

BŞ: Ortaasyadan beri değişmeyen bir yapı var. Muhalafet ise yok hükmünde. Cinsiyet eşitliği sağlanmadan bunları tartışmak imkansız. Devlet baba, tabiat ana…

VD: 20. Yüzyılı savaşlar sıcak ve soğuk olanlar şekillendirdi. 21.yüzyıla girerken Türkiye dahil olmadığı sıcak savaşlara rağmen dahil olduğu soğuk savaş döneminin ideolojik sözcülerinin iktidarına tabi. Hala arkaik soğuk savaş din, milliyet söylemleri iş görüyor. Bu daha ne kadar sürebilir?

BŞ: Hep varolacaktır, hatta bu sürecin sonu daha da radikalleşecektir. Çünkü din ve ırk devşirir, şiddet ve seks satar.

VD: Türkiye’de kadınların %75’i ev kadını. İktidar köyleri ortadan kaldırdı, merkezlerde tutunamıyor, çeperleri ise sıkı sıkıya tutma derdinde. Bu bir dehşet dengesi olarak okunabilr mi? Yoksulluğu sürdürülebilir kılmak stratejisine karşı doğru yaklaşım ne olmalıdır?

BŞ: %75’i ev kadını ise Müge Anlı’ya katılanlar ne?
Yemek programlarındaki cehalet nasıl açıklanır? Yarışmalardaki kibir abideleri hangi gruptandır?
Ev kadını kavramının karşılığı sokak kadını mı?
Bu ayrımcılıktır. Kadın kadındır erkek erkektir, cinsiyet değiştiren de değiştirmiş olandır. Biz bu referansla değil nitelikle bakmadığımız sürece devran aynı gider.

VD: Son olarak Türkiye için 1 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık dönemde ne bekliyorsunuz?
Sosyolojik manada hangi değişimleri bekliyorsunuz?

BŞ: Gerçek şu ki, çok da umurumda değil. Ağır bedeller ödemiş biriyim ve yaş almış yurttaş olarak fazla yapacak birşeyim kalmadı. Onu da bir zahmet ülkeyi yönetenler düşünsün. Ben dikmeye devam edeceğim. Malum Terzi yamağıyım.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here